0-6 YAŞ DUYGUSAL GELİŞİM
ERİKSON’UN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI
Erikson’a göre bebekler anne ya da bakıcılarının davranışlarında güvenilebilirlik sezdikleri zaman onlara karşı temel bir güven duygusu geliştirirler. Örneğin, bebek ağladığı, acıktığı ve altını ıslattığında hemen rahatsızlığı gideriliyorsa, annesine ve yahut kendisine bakan kişiyi yanında bulmazsa ona karşı bir güvensizlik duygusu geliştirir. Eğer bir çocuk annesi yanından ayrıldığında gereksiz bir korkuya kapılmaksızın sakin bir vaziyette durabiliyorsa, bu onun annesine karşı temel güven duygusu geliştirdiğinin bir göstergesidir. Aksi halde, bebek ihtiyacı olmasa bile annesi yanından ayrılır ayrılmaz ağlamaya başlar. Bura da “sana güvenmiyorum, beni bırakıp gideceksin, daha önce de böyle yapmıştın” mesajı vardır.
Bu dönemde haz kaynağı dışkı bölgesi ve ilgili bu iki davranış biçimidir. Erikson bu davranış biçimini tutma ve fırlatma olarak geniş anlamda eli almaktadır.
Bu dönemde tuvalet eğitiminin verildiği dönemdir. Erikson bundan “tuvalet eğitimi savaşları şeklinde söz etmektedir: Tuvalet eğitiminde cezalandırıcı ve utandırmaya yönelik bir tutum izleyen ana babalar, çocuğun utanma ve şüphe duygularına yöneltmektedir. Aşırıcı koruyucu, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı ana baba tutumu da özerkliği engelleyen etkenler arasındadır.
Aynı zamanda bu dönem inatçılık dönemidir. Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korur veya istemedikleri şeyleri de ve inatla fırlatır, atarlar. İstemedikleri şeyi tutturmak da istedikleri şeyi ellerinden almak da zor olur. Çocuklar genellikle bu iki davranışı birbirlerinden ayırmazlar. Yani çocuk hem alır hem atar. Şimdi aldığı bir şeyi hemen de atabilir.
Girişkenliğe karşı suçluluk dönemindeki çocuk kendisinin ve aile üyelerinin rollerini daha açık bir şekilde kavramaya başlar. Çevresindeki bireylerle yakın ilişkiler kurar ihtiyaçlarını karşılarken daha aktif ve saldırgandır. Cinsiyet organları konusunda bazı meraklarını gidermek çabasındadırlar.
Üç ile altı yaşlarındaki çocuklar motor becerileri geliştiği için sosyal ilişkilere daha fazla katılırlar. Bunun yanı sıra merak ve araştırma duygularını tatmin etmek için çeşitli faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerde başarısız olurlarsa suçluluk duygusu geliştire bilirler. Çocuğun yaptığı işlerin yetişkinler tarafından engellenmesi, ana babanın yanlış eğitim yöntemleri kullanması da suçluluk duygusuna yönelten etkenler arasındadır.
0-6 YAŞ DUYGUSAL GELİŞİM
Heyecan, belirli bir uyarıcı karşısında bedenin tümüyle uyarılmasıdır.
BEBEKLİKTE İLK HEYECANLAR
Gülme ve gülümseme 2. ay dolaylarında görülür.
Bir başka kişinin yüzünün görülmesi sonucunda oluşan ‘’sosyal gülümsemeler’’ , üçüncü haftadan önce görülmez. Öncesinde görülen gülümsemeler refleks gülümsemeler olarak tanımlanır.
Bebekler 2. aydan itibaren çevreyi belirgin bir şekilde izlemeye, kendisine yaklaşan yüzlere seçerek dikkat etmeye başlar. Ve annesinin yüzünü ayırt ederek ona duygusal tepki vermesi ve gülümsemesi, bebeğin duygusal ifadesinin ilk belirtisidir.
Çocuklar büyüdükçe tepkileri de farklılaşır. Örneğin küçük bebekler bir uyarandan haz duymadıklarını çığlık ve ağlama tepkileriyle gösterirken, aynı bebeklerin daha sonraki gelişim evrelerinde kaçma, saklanma, direnç gösterme, sözlü anlatım şeklinde tepkilerinin farklılaştığı görülür.
TİPİK HEYECAN BİÇİMLERİ
(0-2 YAŞ)
Korku:
İyi kavranamayan farklı bir olaya karşı gösterdikleri doğal tepkidir.
Bebeklik döneminde korkuyu oluşturan başlıca etkenler, yüksek ses, fiziksel desteğin kaybolması, hayvan, karanlık oda, yüksek yer, yalnız kalma, acı duyma, ani yer değiştirme, yabancı kişi, yer ve objelerle karşılaşma şeklinde sıralanabilir.
8-24 aylık çocukların anne babaları veya alışkın oldukları diğer yetişkinlerin yanlarından ayrılmasıyla gösterdikleri korku tepkisi ‘’ayrılık endişesi’’ olarak adlandırılır. Bu korkunun 2 yaşından itibaren azaldığı, 4 yaşındaysa tümüyle kaybolduğu görülür.
Çocukta korku koşullanma yoluyla olduğu gibi, anne babayı örnek alma suretiyle ya da anlatılan öykülerden etkilenerek de oluşabilir.
Öfke:
Çok sık yaşanan bir heyecan türüdür.
Çocuk öfke tepkisini bir savunma aracı olarak kullanmayı kısa sürede öğrenir. Öfkelendiği an dikkat çekeceğinin ve istediğinin yerine getirileceğini bilir.
Çocukta bu tepki yaşla birlikte artar.
Öfkeyi doğuran başlıca etkenler, çocuğun yeteneksizliği, başkalarının baskısıyla istediği işlemi yapamaması ya da faaliyetinin durdurulması şeklinde sıralanabilir.
1,5 - 3 yaşlarındaki bir grup çocukla yapılan araştırmada öfkeyi oluşturan etkenler şu şekilde sıralanmıştır:
Oturakta oturmaya zorlanması
Oynadığı oyuncağın elinden alınması
Yüzünün yıkanması
Odada yalnız bırakılması
Başarıyla sonuçlanmayan bir işle uğraşması
Diğer çocuklarla ve yetişkinlerle birlikte oynamada başarılı olamaması
Giydirilmesi
Giysilerinin çıkarılması
Yıkanması
Burnunun silinmesi
(2-6 YAŞ)
Korku:
Korku durumundaki tepkiler, o objeden uzaklaşma isteği, ağlama, nefes tutma gibi farklı davranış biçimleri şeklinde görülür
2-5 yaşları arasında çocukların korkularında farklılaşma ve artmalar görülür.
Bu dönemde en sık rastlanan korkular; hırsız, hayali yaratıklar, köpek, karanlık, motor gürültüsü, şimşek, ani ses ve yalnız kalma korkuları
Yaşanan olumsuz deneyimler, çocukta bazı korkuların oluşmasına sebep olabilir
Korkuya neden olan bir başka etken tehdit ederek çocuğu yönlendirmeye çalışmaktır (Örn: bir daha yaparsan doktora götürürüm iğne yapar, babana söylerim vb)
Çocuk korkuları nedeniyle eleştirilmemeli, alaya alınmamalıdır. Ayrıca çocuğu korku duyduğu objeyle karşı karşıya getirmek doğru bir tutum değildir. (Karanlıktan korkan çocuğu karanlı odada uyutmak yerine, yanına her an ulaşabileceği bir gece lambası koyarak uyutmak daha uygundur)
Zamanla, gelişim sürecinde bu tür korkular kendiliğinden kaybolur
Kıskançlık:
Kıskançlık, beklenen ilgi, sevgi ve şefkat eksikliğine karşı verilen doğal bir yanıttır.
Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup, özellikle çocuğun sevdiği kişileri içerir.
İlk çocuklukta (1-3 yaş) kıskançlık, ana babayı ya da ona bakan bireyleri içerir, çünkü çocuk, ilgiyi ve şefkati şiddetle arzular, sık sık kendini diğer bir çocukla kıyaslama içersinde bulur.
2-5 yaşlarında, eve yeni bir kardeşin gelmesiyle duyulan kıskançlık, çocukların yaşamındaki en yaygın kıskançlık örneğidir.
Bu dönemde kıskançlık nedeniyle ocukta görülen alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme belirtileri, onun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler.
Yapılan çalışmalar yaş farkı arttıkça kıskançlığın azaldığını gösterir
Öfke:
İlk sekiz yıl içinde öfke tepkilerinin süresi 5dkyı geçmez.
Öfkeden hemen sonra çocuğun neşeli bir havaya girdiği görülür
Anksiyete (Endişe):
Sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyulan belirsiz bir korku olarak tanımlanır.
Çeşitli biçimlerde görülen gerginlik, sinirlilik, kısaca hoş olmayan bir duygusal durumdur.
Anksiyete çoğunlukla bazı olumsuz olaylar ve beklentiler sonucu oluşur (Örn: anne babasının kendisini yeterince sevmediğini, kötü bir hareketinin cezalandırılacağını, yalnız kalacağını düşünmek vb)
Bazı anksiyete örnekleri: anaokulunda uyumamak (annesinin kendisini unutacağından korkmak), sınıfta psikosomatik mide bulantısı (istemediği sınıf içi faaliyetlerin yapılması)
Bireyin, kendini rahatsız eden kaygı durumundan kurtulmak için birtakım girişimlerde bulunması ‘’savunma’’ olarak adlandırılır.
Savunma Mekanizmaları:
İçe Çekilme Davranışı: Okulöncesi dönemdeki çocuk korktuğunda bu mekanizmayı sık kullanır. Yabancı biri odaya girdiğinde ondan gözlerini kaçırır, odadan kaçar, yabancı bir grup çocuk kendisiyle oynamak istediğinde onları reddeder.
Bu tür savunma, bireyi uyumsuzluğa götürebilir.
Gerileme: Bir ruhsal çatışma, önüne geçilemeyecek ve bireyin uyumunu tümüyle bozacak bir düzeye ulaşırsa, birey kolaylıkla uyum gösterebileceği ilkel davranış örneklerine dönebilir.
Parmak emme ya da alt ıslatma örnekleri, bir süre önce bu tür davranışları sona eren çocuklar için birer gerileyici davranış belirtileridir.
Yeni bir kardeşin doğumu çocukta bu tür gerileyici bir davranışın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayarak, parmak emerek, emekleyerek, kaybettiği ilgiyi yeniden kazanmaya çalışabilir.
İnkar: Duygusal çatışmalar ve buna bağlı sıkıntı halini hafifletmek için çatışmanın temel öğesini unutma, yok sayma durumuna yani inkar etmeye başvurulur.
Kişi tehlikeyle baş edemez ya da ondan kaçınamazsa, kullanabileceği tek yol bu tehlikeyi yok saymak olur. (Örn: kalabalık ortama giren küçük bir bebeğin, insanların yüzüne bakacak cesareti bulamadığı için kapıya bakması).
Çocuk bazen kendini açık şekilde reddeden annenin düşmanca tavırlarını inkar edebilir, onun çok nazik ve kendisini çok seven biri olduğunu savunabilir.
Aileleri tarafından ihmal edilen bazı çocuklar da bu kimselerin anne babaları olduklarını inkar edip, evlatlık olduklarını, gerçek anne babalarının kendilerini çok sevdiklerini söyleyebilirler.
Bastırma: Bilincin kabul edemeyeceği birtakım arzuların bilinçaltına itilmesi olayıdır. Başka bir deyişle, herhangi bir şey hakkında düşünmeyi reddetmektir.
Bilinçaltına itilen bu arzular, orada birer kompleks halinde saklanacak ve her fırsatta çeşitli şekillerde bilince çıkmaya çalışacaktır.
Yansıtma: Bireyin istenmeyen herhangi bir düşünce ya da eylemin, saldırgan arzu, nefret veya suçluluk gibi bilinçaltı duygularını, bir başkasına yansıtması durumudur.
Hırsızlık yapan çocuk bir diğer çocuğu suçlarken hem eleştiriden kurtulur hem de suçunu inkar etmiş olur.
Yansıtma mekanizması kişiyi anksiyeteden 2 şekilde korur:
Doğumdan itibaren ilk 5 ayda çocuk kimseye bağlılık geliştirmemiştir. Bu dönemde çocuk yabancılara ve kendini besleyen herkese gülümser. 5 ay civarında çocuk kendisine bakan annesiyle özle bir bağlantı kurmaya başlar, bağlılık dereceli olarak gelişir
Çocuğun sosyal ilişkilerinin temelinde bilişsel gelişimin önemi büyüktür. Çünkü nesnelerin sürekliliği kavramı gelişmeden çocuk annenin ve babanın her zaman aynı kimse olduğunu kavrayamaz, dolayısıyla da bağlılık geliştiremez.
5-10 ay arası çocuk kendine bakan kimseye (genellikle anne) özel bir bağlılık geliştirmeye başlar. Baba, bakıcı, büyük anne, abla abi gibi kimseler çocuğun bağlandığı kişiler arasına girer ancak bu kimseler annenin yerini alamaz. En kuvvetli bağı anneyle kurmuştur.
2-5 yaş arasındaki çocuk kendi girişimleriyle ve diğerlerinden bağımsız olarak işler becermeye çalışır. Giyeceğini kendi seçmeye çabalar, ayakkabısını kendi bağlamak ister, sokakta çıkıp oynamak ister. Bedensel gelişimi ve dil olanakları çocuğun çevresiyle daha bağımsız ilişkiler kurmasına olanak verir. Bu dönemde çocuğun isteklerine tümüyle uyan anne babalar çocuğun sınır tanımayan istekleriyle karşılaşabilirler. Bu dönemde anne baba çocuğa bir derece özgürlük tanıyarak kendi istediklerini yapmasına olanak sağlamalı fakat bunu ölçülür bir biçimde yapmalıdır. Çocuğu başıboş bırakmamalıdır, dengeyi kurmalıdır.
Bu dönemde bağımlılık davranışı pek kendini göstermez. Çocuk sanki annesine hiç gerek duymuyormuş gibi hareket eder ama zor bir durumla karşılaştığında ilk olarak anneden yardım ister. Bir yandan anne desteğine gereksinim duyarken bir yandan da bağımsız bir birey olarak kendi istediğini yapma eğilimindedir.
Bu dönemde çocuğun sosyal gelişiminin önemli bir parçası olan oyun davranışlarında da gelişme görülür. Daha öncesinde etrafında gördüğü her oyuncağa saldıran ve başkasının oyuncağı kavramını anlamayan bebek, bu dönemde paralel oynayan çocuk durumuna gelir. Paralel oyunun özelliği, her çocuğun kendi oyununu diğer çocuğun oyununa karışmadan, onun yanı sıra oynamasıdır.
Kaynaklar: İnsan ve Davranışı (cüceloğlu)